Modern sosyal psikolojinin kurucularından sayılan İzmir Ödemiş doğumlu Muzaffer Şerif Başoğlu ve arkadaşları 1961 yılında, daha sonra Robbers Mağarası Deneyi diye anılacak meşhur deneylerini Oklahoma’da bulunan Robbers Cave State Park’ta yaparlar. Deneyin amacı çatışan grupların davranış özelliklerini, çatışmanın oluşumunu, sebeplerini ve çatışan grupların tekrar kurulan ilişkilerini incelemektir. Deney, gerçekçi çatışma teorisinin (realistic conflict theory) önemli dayanaklarından biridir. Bu teori, gruplar arası çatışmanın sınırlı kaynaklar hususunda mücadele etme ve farklı hedefler taşıma neticesinde nasıl artığını açıklar ve gruplar arası çatışmaya eşlik eden önyargı ve ayrımcılık gibi duygulara da bir açıklama getirir.

Gerçekçi çatışma teorisine göre farklı gruplar birbiriyle para, politik güç, askeri güvence veya sosyal statü gibi sınırlı olabilen kaynakların elde edilmesi gayesiyle mücadele içine girebilirler (Jackson, 1993). Gruplar mücadele ve çatışma neticesi sadece bir kazananın olduğu ve diğer(ler)inin kaybettiği durumlarda yükselen bir içerleme duygusuna kapılabilirler (Baumeister & Vohs, 2007). Bu çatışmanın süresini ve şiddetini elde edilmesi hedeflenen kaynak, konum, güç ya da güvencenin değer algısı ve ne kadar kısıtlı olduğu belirler (Sidanius & Pratto, 1999). Yine bu teoriye göre, çatışan bu grupların arasının düzelmesi kendi şahsi hedeflerini bir kenara bırakıp ortak bir hedef etrafında kenetlenebilmelerine bağlıdır.

DENEY

Tekrar deneye dönecek olursak, Muzaffer Şerif ve arkadaşları bu deneyi 1 km2’lik bir yaz kampında ve üç haftaya yayılan bir sürede yaparlar. Çalışmada araştırmacılar kamp görevlisi gibi davranır ve daha önce birbirini hiç görmemiş benzer özelliklere sahip 11-12 yaşlarında 22 erkek çocuğunun davranışlarını deney süresince gözlemlerler (Sherif et. al, 1968).

Deneyin Aşamaları

Deney üç aşamadan oluşur. Birinci aşama grupların oluşturulması aşamasıdır. Çocuklar kampa gelir gelmez, henüz tüm katılımcıları görmeden ve aralarındaki benzerlikler göz önünde bulundurularak iki eşit gruba ayrılırlar. İki grup da birbirinin varlığından haberdar olmaz.

İki grubun birbirlerini ilk gördükleri an

İkinci aşamada ise, gruplar oluştuktan sonra aralarında sürtüşme, rekabet ve anlaşmazlıklar meydana getirilir. Bu durum grupların rekabet gerektiren kamp oyunlarında birbirleriyle çekişmeleri suretiyle gerçekleştirilir. Kazanan tarafa kıymetli ödüller ve ayrıcalıklar verilir. Bu durum iki grubun da birbirine karşı olumsuz tutum ve davranışlar geliştirmesine ve aradaki gerginliğin artmasına sebep olur.

Gruplar halat çekme yarışı yaparken

Üçüncü aşamada ise, kutuplaşan ve çatışan gruplar bir araya getirilip aralarında barış ve kaynaşma temin edilir. Bu aşamada gruplar arası ‘ortak çalışmayı’ gerektiren görevlerle aralarındaki kutuplaşma ve gerginlik düşürülür.

Kutuplaşma ve gerginliğin düşürülmesi esnasında deneye katılan araştırmacılar bazı önemli noktaların farkına varırlar. Öncelikle, bir kere düşmanlık ve güvensizlik yerleştiğinde, aradaki kaynaşmayı sağlamak için sadece çatışma sebebinin ve çekişmenin kaldırılması yeterli olmamaktadır. Aksine gruplar nötr bir ortamda bir araya getirildiğinde düşmanlık ve güvensizliğin daha da alevlendiği gözlemlenmiştir. Ayrı gruplarda olan çocuklar beraber film izlerken bile laf dalaşı gibi yollarla birbirini taciz etmiştir. Dolayısıyla tarafları sadece fiziksel olarak bir araya toplamak düşmanlığı düşürme noktasında herhangi bir etki yapmamıştır.

Çatışan Grupların Kaynaşması ve Gerekli Şartlar

Robbers Mağarası Deneyi ve sonraki benzer çalışmaların çıkarımlarına göre çatışan grupların kaynaşması için gereken bazı şartlar şunlardır:

  • Karşılıklı dayanışma ihtiyacı
  • Ortak hedefler etrafında kenetlenme
  • Eşit statülerde olma
  • Karşı grup üyeleriyle birebir münasebete geçebilme
  • Karşı grubun sadece bir değil birkaç üyesiyle diyalog kurma
  • Eşitliği, kardeşliği ve diyaloğu destekleyen sosyal normların olması

Muzaffer Şerif ve arkadaşları düşmanlığı azaltmak için nasıl bir yöntem ve model kullanmışlardır?

Öncelikle araştırmacılar iki grubun da birbiriyle dayanışma sergilemelerini gerektiren durumlar meydana getirmişlerdir. Bu durumlarda iki grup için de önemli olan ortak bir hedefin karşılıklı dayanışma ile gerçekleştirilmesi sağlanmıştır. Mesela, bir keresinde araştırmacılar su temin sistemini tahrip ederek iki grubun da beraber çalışmasını gerektiren acil bir durum meydana getirmişler ve grupların ortak bir problemi çözerek beraber çalışmanın tadına varmasını sağlamışlardır. Başka bir zamanda ise, araştırmacılar çocukları kamp gezisine gitmek üzere hep beraber bir otobüse bindirmişlerdir. Daha sonra kasti olarak otobüsü arızalandırarak çocukların beraberce otobüsü itmelerini ve tepeyi tırmandırmalarını sağlanmışlardır. Yine bu da ancak beraber çalıştıklarında mümkün olan bir hedeftir. Zamanla bu tür tecrübeler çocuklar arasındaki düşmanlığın ve negatif genellemenin azalmasına vesile olmuş ve ‘çocuklar arasında en iyi arkadaşın kim’ denildiğinde karşı gruptan bir kişinin tercih edildiği örnekler çoğalmaya başlamıştır. Dolayısıyla daha önce düşman olan gruplar iletişime geçtiğinde başarı elde edilmesinin iki önemli faktörünün karşılıklı dayanışma (ve tabi bu durumların meydana getirilmesi) ve ortak hedefler etrafında kenetlenme olduğu tespit edilmiştir (Amir, 1969; 1979).

Çocuklar hep birlikte bozulan aracı iterken

Araştırmacılara göre, bu diyalogda başarının üçüncü şartı ise iki tarafın da eşit statülerde olmasıdır. Bu kamp örneğinde ve daha sonraları bu minvalde yapılan bir sosyal ev projesinde (Deutsch & Collins, 1951) taraflar toplumsal statü ve güç noktasında birbirinin benzeriydi. Kimse patron konumunda ya da daha az güce sahip bir işçi konumunda değildi. Konumlar eşit olmadığı zaman insanların karşı taraf hakkında kalıplaşmış yargılarda ve genellemelerde bulunması kolaylaşmaktadır. Diyalog ve bir araya gelmelerin temel hedefi insanların karşı taraf hakkında zihinlerinde oluşturdukları kalıplaşmış önyargıların doğru olmadığını öğrenmeleridir. Eğer statüler eşit değilse aralarındaki münasebetler bu statü farklılığın gölgesinde gelişecek ve patron daha üstün konumdaki bir patron gibi işçi ise daha alt konumdaki bir işçi gibi davranacak ve mevcut önyargılar daha da pekişecektir (Pettigrew, 1969). Aynı şekilde gardiyan ile mahkûm, köle ile efendi, amir ile memur, alan ile veren ve buna benzer ilişkiler statünün gölgesinde gelişeceğinden zihinlerdeki önyargıları değiştirme ortamı meydana getiremeyeceklerdir.

Dördüncü şart ise ilişkilerin samimi, arkadaşça, gayri resmi bir atmosferde olmasının yanında kişilerin karşı grup üyeleriyle birebir münasebete geçebilme imkanının sağlanmış olmasıdır (Brewer & Miller, 1984). İki grup insanı bir odaya koyup, bir grubun bir tarafta diğerinin de başka bir tarafta oturmasını sağlamak karşılıklı anlayışın ve bilginin gelişmesinde herhangi bir katkı sağlamayacaktır.

Beşinci şart ise arkadaşça ve gayri resmi bu münasebetin karşı grubun birkaç üyesiyle kurulmasıdır. Böylelikle kişi, karşı taraftan sadece bir ferdin değil de grubun çoğunluğunun kafasında oluşturduğu önyargıya uymadığını görme imkânı bulacaktır. Aksi takdirde sadece bir tek kişi ile kurulan münasebette o kişinin bir istisna olduğunu ama karşı tarafın o kişi gibi olmadığını düşünmek çok doğaldır ve önyargıyı kıracak kadar etkili bir iletişim metodu olmamaktadır (Wilder, 1984).

Altıncı şart ise gruplar arasındaki eşitliği, kardeşliği ve diyaloğu destekleyen sosyal normların (din ve kültür gibi) toplumda işlevini sürdürüyor ve sürece destek veriyor olmasıdır (Amir, 1969). Sosyal normlar çok güçlü etkilere sahiptir. Eğer toplum, kültür, din ve örfler barışma, insanlara saygı duyma, komşuya yardım etme hususunda tahşidatta bulunuyor ve kişilerin zihinlerini, iradelerini o tarafa yönlendiriyorsa bu tür problemler daha çabuk aşılabilir.

Teorinin Toplumsal Çatışmalar ve Diyalog Faaliyetlerine Uygulanması

Kendilerini diyaloğa ve toplumsal kaynaşmaya adamış birçok sosyal hareket ve topluluk mevcuttur. Bu toplulukların dünya çapında sürdürdükleri diyalog faaliyetleri birçok unsuru ve insan ilişkilerine ait dinamikleri bünyesinde barındırmaktadır. Misafirperverlik, ev ziyaretleri, özel günler ve zor zamanlarda hatırlama, çeşitli programlara davet, kişilerin bilgi ve tecrübelerinden istifade etme, hediyeleşme, toplumsal yaraların beraberce sarılması, önyargıların kırılmaya çalışılması gibi faaliyetlerin yanında güvenli bir diyalog zemini oluşturma, insanlar üzerindeki kredileri diyalog ilişkilerinin gelişmesine yönlendirme ve tarafları diyaloğa hazırlama bu unsurlar ve dinamikler arasında sayılabilir.

Diyalog ve toplumu kaynaştırma esnasında düzenlenen faaliyetlerin her biri göz önüne alındığında, şu sorulara verilecek cevaplar bu faaliyetlerin ne kadar hedefe hizmet ettiğini anlamamıza yardımcı olacaktır:

  • Karşılıklı dayanışma gerektiren aktiviteler bu faaliyet ve projelerin içinde ne kadar yer tutuyor?
  • Katılımcıların kısa süreli de olsa ortak hedefler etrafında kenetlenmesini temin edebiliyorlar mı?
  • Faaliyetlerde katılımcılar kendilerini eşit statülerde hissediyorlar mı?
  • Katılımcılar karşı grup olarak addettikleri kişilerle birebir ve uzun soluklu münasebete geçebiliyorlar mı?
  • Bu münasebet sadece bir iki kişiyle mi sınırlı kalıyor yoksa daha çok kişi ile gerçekleşerek zihinlerde oluşan müspet algı pekişiyor mu?
  • İçinde bulundukları toplumun eşitliği, kardeşliği ve diyaloğu destekleyen sosyal normlarını arkalarına alabiliyorlar mı? Faaliyetleri ve projeleri organize edenler bu normların ne kadar farkında ve bunları faaliyetlerde ne şekilde vurguluyorlar?

Bu sorulara verilecek tatmin edici cevaplar içtimaî barışın sağlanması, toplumlar arası diyalog ve hoşgörünün tesisi ve hemen her yerde genel emniyete katkı adına ortaya konan gayretleri daha da zenginleştirecek ve kuvvetlendirecektir.

*Bu çalışma Elliot Aronson, Timothy D. Wilson ve Robin M. Akert’in Social Psychology kitabından derlenmiştir.

Yorum Yazınız

avatar
  Subscribe  
Beni bilgilendir