“Bir kişiye kırk gün deli dersen deli, veli dersen veli olur” ifadesi günlük yaşantımızda çokça duyduğumuz sözlerden birisidir. Acaba bu sözün işaret ettiği hakikat nedir? Acaba bahsi geçen “kırk gün”ün ne tür bir büyüsü vardır?

Tasavvuf ve tekke geleneğinde bir terim vardır: “çile çıkarmak”. Çile, Farsça bir kelime olup esas itibariyle kırk manasına gelmektedir. Bu terimin Arapça karşılığı da “erbain”dir ve bu kelime bazı yerlerde “erbain çıkarmak” olarak da kullanılır. Burada kırk gün riyazat ve halvet için öngörülen asgarî zaman dilimidir.  Ayrıca, bir hadis-i şeriflerinde Allah Resûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ) kulun gönlündeki hikmet menbaının taşması için Allah rızasını tahsil gayesiyle ve cemaatle kılınması istenen sabah namazına en az kırk gün devam etmek gerektiğini belirtmiştir. Konuyla alakalı bir diğer husus ise Kur’an-ı Kerim’de ve diğer semavi kitaplarda bahsi geçen Hz. Musa kıssasıdır. Bu kıssada Hz. Musa’nın Tur-ı Sina’da Allah’ın huzurunda kırk günlük mîkâtından bahsedilir. Benzer bir şekilde, Yahudi kavmi Tih çölünde toplumsal seviyede dönüşüm yaşamaları için hem bir ceza hem de daha sonraki mücadelelerine bir hazırlık olarak Hz. Musa’nın rehberliğinde kırk yıl bekletilmişlerdir. Hıristiyanlık’ta da Paskalya öncesi kırk günlük bir perhiz dönemi vardır ki, bu pratik Hz. İsa’nın çölde kırk gün ve kırk gece oruç tutmuş olduğuna dair inançtan alınmıştır. Bu, Hristiyanlıkta da farklı bir “erbaîn”in var olduğunu gösterir.

Bu hususlar bizlere “kırk” sayısı ile alakalı bazı ipuçları vermektedir. Peki kırk günlük değişim ve dönüşüm pratiklerini günümüzde nasıl uygulayabilir ve bu süre içerisinde sevmediğimiz bazı alışkanlıklarımızı bırakarak yerlerine yeni, faydalı itiyat ve alışkanlıklar nasıl yerleştirebiliriz? Elbette bugün itibarıyla birçoğumuzun geleneksel manada kendini hayatın akışından kopararak çile çıkarması, çilehâne veya halvethanelere kapanarak tasfiye ve tezkiye süreçlerine girmesi çok zor gözükmektedir. Böyle küllî ve günümüz şartları açısından zor bir dönüşüm yerine cüzî, lokal ve asgarîsi kırk gün olan bazen ay bazen de sene itibarıyla uzun süreli bir dönüşüm ise daha mümkün gözükmektedir. Bu yazıda böyle bir gelişim ve dönüşümde takip edilebilecek bazı metotları ve bu süre içerisinde kazanılabilecek bazı alışkanlıkları derledik.

METOTLAR

Küçük Adımlar

Öncelikle değişime gerçekten küçük adımlarla başlamak gerekmektedir. Mesela “yarından itibaren sabah saat altıda uyanmaya başlayacağım”, “sigarayı bırakacağım”, “düzenli bir insan olacağım”, “kızmayacağım” gibi büyük lokmalar yerine, bizi bu hedeflere hazırlayacak, güçlü eğilimleri ve tiryakilikleri zayıflatacak, onların altını oyacak ve bu değişime destek olacak hususlarla başlamak daha uygun olabilir. Mesela, “akşamları beşten sonra çay ve kafein almayacağım” demek “sabahları erken saatlerde uyanık olacağım” demekten daha kolaydır ve bu büyük hedefe bizi hazırlayıcı bir adımdır. Bunun gibi sırayla “her gün en geç gece saat 12’de yatacağım”, “sabah kalkar kalkmaz perdeleri açacağım”, “kalkınca bir bardak su içeceğim” … gibi hedefler daha kolay hayata geçirilebilir.

Kırk Gün

İtiyat ve alışkanlıklar, insanda ikinci bir tabiat meydana getirir. Bu tabiatın değiştirilmesi, ıslahı ve yeni alışkanlıklarla geliştirilmesi uzun zaman ister. Bir hususun insanda otomatik hale gelip herhangi bir ekstra zihnî, iradî ve bedensel enerji gerektirmemesi o hususun en az kırk gün hiç aksatılmadan yapılmasına bağlıdır. Bazıları bunun otuz ya da yirmi bir gün olduğunu da söylemektedirler (örn: Ramazan orucunun otuz gün olması). “Kırk” mânâsına gelen “erbaîn” de, aslında tam kırk gün demek değildir; bu sürenin bazen gün, bazen hafta, bazen ay ve bazen de sene itibarıyla belirlenmesi söz konusudur. Eğer bu sürelerden biri boyunca hiç aksatılmadan yapılmazsa güzel alışkanlıkların ikinci bir fıtrat haline gelmesi çok zordur hatta mümkün değildir.

Muayyen Bir Vakit Tespit Edilmesi

Kazanmak istediğimiz alışkanlıkların aksamaması için muhakkak surette bu alışkanlıklara gün içinde belli bir vakit tayin edilmelidir. Mesela “her gün yarım saat kitap okuyacağım” demek o işin eninde sonunda aksaması demektir. Zira her akla geldiğinde başka bir hususun baskısıyla tehir edilecek ve sonunda günün yorgunluğuna mağlup olup ihmal edilecektir. Bu sebeple namaz vakitlerinin muayyen olması gibi bu hususların da muayyen olması gerekmektedir. Mesela “her sabah kalktığımda bir bardak süt içeceğim” demek “her gün bir bardak süt içeceğim” demekten daha garantili bir yoldur. Bu aynen yeni bir eve taşınırken eşyaları yerleştirmeye benzer. Mesela daha önceden kutuların üzerine gidecekleri yerleri “mutfak”, “yatak odası”, “salon” şeklinde tayin edip yazmamışsanız neticede karşılaşacağınız manzara salonun ortasına yığılmış ve açılıp düzenlenmeyi bekleyen bir yığın olacaktır. Bu durum işin gözünüzde büyümesine ve taşınmanın kendisi kadar size ikinci bir zahmet vermeye sebep olacaktır. Ev tanziminde olduğu gibi zaman tanziminde gün içinde yapacağınız hususların “odaları”, yani muayyen vakitleri, belli değilse ciddi bir kaos ve zihni meşguliyet sizi beklemektedir. Bu yüzden yapacağımız bir hususta kendimize vaatte bulunurken hususi zamanıyla beraber bulunmak daha isabetli olacaktır.

Detaylı Tarif

Kazanmayı arzu ettiğimiz bir alışkanlığın, yeni başlamayı kendimize vadettiğimiz bir hususun tevil ve tefsire müsaade etmeyecek şekilde belirlenmesi gerekir. Mesela “abur cubur yemeyeceğim” demek yeterli değildir. Bunu tek tek belirtmemiz gerekir. “Kola, asitli içecek, fast-food tüketmeyeceğim” demek ve bunları sırayla belirleyip tek tek hayatımızdan çıkarmak daha hızlı olabilir. Aksi takdirde kolaylıkla “bu abur cubur sayılmaz” deyip zamanla bu terim altına giren şeyleri iyice daraltır ve kafamızda net olmamanın verdiği esneklikle bu hedefte başarısızlık yaşayabiliriz.

Toplumsal Destek

Yapmayı düşündüğünüz şeyi arkadaş grubunuzla paylaşmak ya da sizin gibi böyle bir sürece girmeye istekli bir iki kişi bulup onların gözetim ve desteğini temin etmek, vaadinizi yerine getirmenizde yardımcı olabilir. Tek başımıza girdiğimiz bir gelişim ve dönüşüm sürecinde kendimizi herhangi bir toplumsal vaatle bağlamamış olmak büyük olasılıkla türlü aksaklıklara ve nefsimize uyup içine girdiğimiz vetireyi terk etmemize sebep olacaktır.

Aklî Gerekçelendirme

Yeni bir alışkanlığa başlamayı ya da eski bir alışkanlığı terk etmeyi aklınıza çok iyi izah edip onu da yanınıza almanız işinizi çok kolaylaştıracaktır. Mesela her gün saatlerce televizyon izleyen ya da günün yarısını uyuyarak geçiren bir insanın oturup israf ettiği saatleri kullanarak bir haftada, bir yılda, bir ömürde neler yapabileceğini hesaplaması; o kadar uzun süre televizyonun karşısında oturmanın veya uyumanın zihinsel, fiziksel, ruhsal ve ailevî zararlarını tek tek düşünüp yazması içinde bulunduğu durumun resmini daha iyi görüp aklen ikna olmasında yardımcı olabilir.

 

Kişisel gelişim adına faydalı olabilecek bazı alışkanlıkları şu listede bulabilirsiniz: Faydalı Alışkanlıklar Listesi

Yorum Yazınız

avatar
  Subscribe  
Beni bilgilendir