Toplumların belli bir kültüre adapte olması, onu benimseyip nesiller boyu aktarması uzun bir süreçtir. Kültür tanım itibari ile bir birikimi gerektirir. Var olanın üzerine ilave edilecek değerler ile ancak uzun vadede bir kültürden söz edilebilir. Siyasal kültür de demokrasi kültürü de buna benzer bir sürece muhtaçtır. Toplumların siyasal sistemlerinin işleyişindeki aksaklıklar, temsil sorunu, demokratik sistemin kesintiye uğraması, diktatörlük eğilimleri ve bunların toplumsal destek bulması yine siyasal kültürün sorunları arasında sayılır.

Bazı ülkelerin ve toplumların mezkur mevzularda karnesi pek parlak olmadığı gibi bunun düzelmesi yolunda ümit veren bir hareket de gözlemlenmemektedir. Birçok alanda olduğu gibi ‘demokrasi kültürü eğitimi’ alanında da sistematik ve profesyonel bir yapılanma ile toplumsal demokratikleşme sürecinin başlaması gerekmektedir. Böyle bir eğitimin meyvelerini devşirmek uzun zaman alsa da toplumsal dönüşüm için zaruridir. Birey liderlerini ve temsilcilerini nasıl seçer, temsilcilerden ne beklenir, vatandaşın görev ve hakları nelerdir gibi konularda oldukça cahil olduğumuz yadsınamaz bir gerçektir. Liderin liyakate göre değil karizmatik kişiliğine göre seçilebildiği, dürüstlüğün değil söylem ve hitabetin prim yaptığı, kişisel ve indi özelliklerin profesyonelliğin önüne geçtiği bir siyasal yapı sağlıklı zemine oturmamıştır ve böyle bir toplumun siyasal krizler yaşaması kaçınılmazdır. Ayrıca bu tür sağlıksız siyasal zeminlerde krizlerden kurtulma da yine el yordamı ve büyük enerji kaybı ile ancak mümkündür.

DEMOKRASİ VE VATANDAŞLIK EĞİTİMİ

Özellikle kitlelerin siyasal bilince kavuşması adına siyasi partilere büyük görev düşmektedir. Siyasi partilerin kadın kolları, gençlik kolları gibi tetikçilikten ve partilerin ayak işlerini yürütmekten başka işe yaramayan arkaik yapılanmalar yerine demokrasi kültürünü yerleştirmeye yönelik ciddi yapılanmalara gitmeleri gerekmektedir. Bu yapı bütün partiler için hem seçmenlerini demokratik kültürle tanıştırma hem de eğitimini vereceği değerlerle kendilerini bağlamaları açısından önemlidir. Partiler seçmenlerine genel anlamda devletten ve siyasetten özelde de seçmeni olduğu partiden neler beklemeleri gerektiğinin eğitimini vermeleri gerekmektedir. Genç yaşta bu bilince sahip olacak bir seçmen hem bilinçli bir tercihte bulunma hem de seçmeni olduğu partiyi denetleme imkânına sahip olacaktır. Bu şekilde siyasi kültür belli bir zaman sonra  geniş kitlelerce benimsenmiş olur ve ne istediğini bilen bir toplumsal iradeye ulaşmış oluruz.

Siyasi partilerden başka gönüllü kuruluşlar, vakıflar, enstitüler de tarafsız olarak bu hizmetleri sunabilirler. Tarafsız kuruluşların vereceği demokrasi ve vatandaşlık eğitimi ciddiye alındığı takdirde bilinçlenmenin temellerini oluşturabilir. 20. yüzyılın ilk yarısında ciddi bir diktatörlük tecrübesi yaşayan Almanya’da bu sorunun aşılması için özellikle siyasi partilerin desteklediği vakıflar Alman siyasal sisteminin demokratikleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Sivil toplumun demokratikleşmesinde önemli rol oynayan bu vakıflar Almanya’nın demokratikleşmesi ve demokratik kültürün yerleşmesi hususlarında önemli vazifeler ifa etmişlerdir.

Farklı siyasi düşüncelerin çeşitli vakıflarla temsil edildiği bu yapılanmada vakıflar, önemli gördükleri diğer değerlerle birlikte demokratik değerlerin de yerleşmesi için çalışmalarda bulunmaktadırlar. Farklı tepkilere neden olsa da,  demokratik değerlerin ülke dışında da yerleşmesi adına bu vakıfların değişik ülkelerdeki yapılanmaları  ve Almanya içindeki faaliyetleri görmezden gelinemeyecek ölçüde büyük bir etkiye sahiptir.

BİR MODEL OLARAK ALMAN SİYASAL KÜLTÜRÜ

Almanya siyasal yelpazesinin farklı eğilimlerini temsil eden altı siyasal vakıf bulunmaktadır. Bunlardan Sosyal Demokrat Parti’ye yakın olan Friedrich-Ebert vakfı 1925 yılında kurulmuştur. Hristiyan Demokrat Parti’ye yakın olan Konrad Adenaeur vakfı 1956 yılında, Yeşiller partisi ile ilişkili Heinrich-Böll vakfı 1996 yılında, Liberal partiye yakın Friedrich-Neumann vakfı 1958 yılında, Hristiyan Sosyal Birliği ile ilişkili Hans-Seidel vakfı 1966 yılında, Sosyalist partiye yakın Rosa Lüxemburg vakfı ise 1990 yılında kurulmuştur.

Kendi siyasi eğilimleri doğrultusunda demokratik değerleri, sosyal adalet ve refaha dayalı siyasal kültürü yerleştirmek amacı ile gençler başta olmak üzere toplumun bütün kesimlerine yönelik eğitim, proje ve araştırma desteği gibi hususlarda hizmetler veren bu vakıflar, Alman siyasal kültürünün oluşmasında önemli bir rol oynamaktadırlar.

Bu örnekten yola çıkarak siyasal ve demokratik kültürün oldukça zayıf olduğu ülkelerde bu ve benzeri eğitimler verecek müesseselere ihtiyaç vardır. Bu tür bağımsız müesseseler eğitim, seminer, konferans, rapor ve yayınlar ile bu alandaki ihtiyacı gidermede öncü olabilirler. Diğer siyasal hareketler de zamanla benzer eğitimlerle kendi seçmen kitlelerini demokratik sistemle tanıştırıp bu kültürün bir parçası olmaları için çalışmalar yapabilir.

Subscribe
Beni bilgilendir
guest
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments