Gerek dinî gerekse tecrübî geleneklerde karar verirken başkalarına danışma, meseleyi farklı yönlerden ele alma, bir bilene sorma gibi hususlar önemli bir yere sahiptir. Bu şekilde danışarak ve başkalarının fikirlerini de işin içine katarak hareket edenlerin “haybet ve hüsrana” uğramayacağı; inayetin heyet halinde hareket edenlerle olduğu; bir insan üstün bir fıtrat, seviyeli bir dimağ, hatta dâhi bile olsa, her düşüncesini meşverete arz eden sıradan ve düz bir insana göre daha çok yanılmalara maruz kaldığı; bir-iki kişinin aldanmaya çok yakın olduğu halde üç kişinin cemaate-heyete dönüştüğü ve bellli oranda sıyanet içinde bulunduğu değişik kaynaklarda bahsi geçen hususlar arasındadır.

Bununla beraber, “tüm bu tahşidatın yanı sıra, gruplar halinde hareket ettiği, zahiren istişare ile kararlar aldığı halde ciddi yanlışlara düşen teşebbüsleri ve istişare geleneği işletildiği halde çok bariz hataların fark edilemediği durumları nasıl açıklayacağız” sorusu sürekli zihnimizin bir kenarında bize bir problemin varlığını işaret etmektedir.

Ortak bir gaye-i hayal etrafında teşrik-i mesai ve taksim-i a’mâl yapan gruplar, yeni fikirlerin oluşmasına, fertlerin tek başlarına ortaya koyacakları şeylerden daha iyi neticelerin elde edilmesine ve işgücünün istihdam edilmesine vesile olabilecekleri gibi zamanla özgün fikirlerin bastırılmasına, fertler arasındaki çatışmalar neticesi kaynak israfına, kesir sayılarının çarpımında olduğu gibi çoğaldıkça azalmaya ve küçülmeye, bunlar ve benzeri yanlışlıklarla fertlerin kuvve-i maneviyelerinin kırılmasına da sebep olabilirler. Grup halinde hareketin bazen çeşitli olumsuzluklar doğurmasının başlıca sebepleri arasında grup üyelerinin biz-onlar kutuplaşmasına gitmesi, düşük performanslı ve liyakatsiz kimselerin başa geçirilmesi, yüksek performans gösteren fertlerin cesaretlerinin kırılması, realitelerden kopuk faikiyet mülahazası ve grup üyelerinin hak ölçüleri ışığında titiz ve gerçekçi bir tahlil yerine uyumu bozmama endişesiyle alınan kararlara katılma eğilimi göstermesi sayılabilir. Biz bu yazıda bu sonuncu probleme değinmek istiyoruz.

Psikolojide grup düşüncesi (groupthink) ismi verilen ve sosyal psikoloji uzmanı Irving Janis tarafından çalışılan bu fenomen istişare görünümlü pratikleri ve bunlar neticesinde yapılan yanlışlıkları anlamada bizler için faydalı olacaktır.

GRUP DÜŞÜNCESİ

Grup düşüncesi, grup içinde ahenge, vifak ve ittifaka, gerek karar alma anında gerekse genel bir grup kültürü olarak, çok fazla vurgu yapılması neticesi oluşan baskının alternatif düşünceleri susturması ve sonuç olarak mantıkî olmayan, yanlış, gayr-i ahlakî ve duygusal kararların alınması şeklinde tarif edilmektedir. Grup düşüncesi, Yale Üniversitesi profesörü Irving Janis tarafından 1970’li yıllarda şekillendirilmiş bir kavramdır. Bu kavram, bir grubun düşünce üretme kapasitesinin, varlığı var olduğu şekliyle test edebilme kabiliyetinin ve manevi yargılarının, grubun baskısı sonucu geri kalması ve böylelikle yanlış kararlar vermesi şeklinde de tanımlanabilir.

Grup düşüncesi marazına yakalanmış kolektif yapılar, alternatif düşünceleri yok sayarak ve mülahaza dairesini kapatarak sıklıkla gayr-i mantıki kararlar verirler. Bir grubun fertleri benzer kültürel, dini, siyasi, eğitim ve yetiştirilme geçmişine sahipse, gizli istibdat meyilleri barındırıyorsa, anti-demokratik bir aile, okul ve toplum hayatı geçmişinin hastalıklarını üzerinde taşıyorsa, yeni fikirler karşısında ne yapacağını kestiremiyorsa, statüko hayranıysa, grubun görüşme ve karar alma süreçlerine dışarıdan farklı fikir sahipleri giremiyorsa ve karar alma hususunda herkesi bağlayacak net kurallar yoksa, bu kolektif yapı grup düşüncesine yenik düşebilir.

Grup düşüncesinden muzdarip bir ekibin fertleri herhangi bir mevzuyu ele alırken bağımsız kişiler olarak değil, içinde bulundukları ekibin genel temayüllerine, geleneklerine, görüş birliklerine göre konuları ele alırlar. Bireysel teşebbüs, farklı düşüncelerin ifade edilmesi ve ferde hususi sorumlulukların verilmesi uygun karşılanmaz. Grup içinde sürekli benzer kararlar alınması, zaafı olan kimselerin kıdem ve kredilerini kullanmaya çalışması, meselelerin insaf ve vicdan kriterleriyle ele alınmaması, hakkın hatırının âlî tutulmaması, farklılıklara ve eleştirilere hayat hakkı tanınmaması, seçeneklerin yeterince irdelenmemesi grubu zamanla gerçeklikten koparır ve yanlış kararlar alınmasına zemin hazırlar.

Konu üzerine yapılan çeşitli araştırmalar “ilişkiye dayalı” bir yapısı olan grupların “gaye temelli” birlikteliği olan gruplardan daha fazla grup düşüncesine yatkın olduklarını göstermektedir. Grup düşüncesi, hususiyle grup fertleri mantıktan beslenmeyen duygusal rabıtalarla birbirlerine bağlı oldukları, şahısları ölçü aldıkları ve bir karar almak için baskı altında hissettikleri zaman daha çok açığa çıkar. Bir konu üzerinde çabucak oybirliği elde etmek için, bu baskılar sevimsiz ve dayanılmaz hale geldiğinde, fertlerin alternatif düşüncelerini gerçekçi bir üslupla sunma noktasında motivasyonları azalır.

Grup düşüncesi, hedeflerin ve seçeneklerin yetersiz analizine, tercihlerdeki riskleri görememeye, farklı seçenekleri gözden geçirmemeye, yetersiz data toplamaya, eldeki bilgilere taraflı yaklaşılmasına, alternatifsizliğe, aceleciliğe, dikkatsizliğe ve dolayısıyla da gerçek dışılığa sebep olur.  Grup düşüncesi ile ortaya konulan böyle işlerde muvaffak olmak mümkün değildir.

BELİRTİLER

Irving Janis şu semptompların grup düşüncesi eğiliminde olan gruplarda görüldüğünü belirtiyor:

  1. Siyanet ve inayet altında olma inancı: Bu inanç karar vericileri aşırı bir iyimserliğe itmekte, kendi cevap ve metotlarının en iyi olduğu yanılgısı oluşturmakta ve böylelikle ciddi riskler almalarının önünü açmaktadır. Bu inanç yüzünden grup üyeleri burnunun ucunu dahi göremez, en yakınlarındaki tehlikeyi sezemez ve sebepleri terk eder hale gelirler.
  2. Birlikte aklileştirme: Benzer düşünce yapısı ve geçmişine sahip grup üyeleri dışarıdan gelen uyarı ve tehditleri ortak düşünce tarzları sebebiyle bahaneler üreterek görmezlikten gelebilirler. Neticede kendi kabullerini gözden geçirme ihtiyacı hissetmezler.
  3. Ahlaki doğruluğa olan inanç: Grup üyeleri hedeflerinin mutlak doğruluğuna inanır ve bu hedefe giderken aldıkları kararların ahlaki ve etik sonuçlarını, nihai hedeflerinin doğruluğuna inançtan dolayı, ihmal ederler. Grup ne yaparsa yapsın öz itibarıyla “doğru ahlak üzere” veya “kutsal” olduğundan alınan kararların etiği sorgulanmayabilir.
  4. Farklı gruplar hakkında oturaklaşmış önyargılar: Gruplar dünyayı ve içindekileri yekpare bütünlük teşkil eden kategorilere ayırabilir ve ötekileştirebilir. Karşı tarafı tahfif, telin ya da tekfir eden önyargılar, duygusallığın ötesine geçip diğer kategorilere mensup olduğu düşünülen insanlarla ilgili akli ve mantıki kararlar alınmasını engeller. Ayrıca öteki olarak telakki edilen kişilerle istişare edilmesi veya uzlaşılması ihtimal dahilinde değildir.
  5. Uyumlu olma baskısı: Bu tür gruplar grubun genel düşüncesine ve aldığı kararlara karşı herhangi bir eleştiri ve karşı çıkışı baskıyla engeller. İtaat ve sadakat fikir üretme aşamasında beklenir. İtiraz edenler ve eleştirenler yaftalanır, sistemin dışına atılır veya onlara karşı yaptırımlar uygulanır.
  6. Ferdi sansür: Uyumlu olmaya şartlanan grup üyeleri şahsi şüpheleri ve farklı düşünceleri olsa da ‘uhuvveti’ bozmamak için bunları ifade etmeyebilirler.
  7. Grup kararı (oy birliği) yanılgısı: Görüşmedeki birçok kişi şahsi itiraz ve endişelerini ifade etmediği için gruptaki sükût ortak ikrar ve karar olarak algılanır.
  8. Kendinden menkul koruyucular: Grup üyeleri, grup liderinin ve grubun keyfini bozacak, inandıklarının zıttını gösteren problemli düşüncelere ve verilere karşı düşünce fedailiğine girişirler; bu tür bilgilerden grubu ve liderini koruma vazifesini üstlenir ve birçok realiteyi grup ahenk ve tadının bozulmaması için sansürler. Neticede bu kişiler, koruma vazifesi üstlendikleri grubu realitelerden koparmakla ona karşı en büyük kötülüğü yaparlar.

TARİHSEL ÖRNEKLER

Tarih, ellerinde çeşitli imkanlar bulunan devletlerin ve grupların farklı zamanlarda düştükleri grup düşüncesi vartasından ötürü su-i akıbete duçar olmalarının örnekleriyle doludur.

Fiyasko ile neticelenen bu türden vakalar arasında İkinci Dünya Savaşı’nın önemli olaylarından Pearl Harbor Baskını sayılabilir. Bilindiği üzere, Japon Ordusu Hawaii’nin Oahu Adası’ndaki Amerikan üssüne 7 Aralık 1941 tarihinde savaş ilan etmediği bir halde saldırarak Amerika Birleşik Devletleri donanmasında büyük hasarlara yol açmıştı. Bu vaka sonrasında ABD savaşa girmiş ve neticesinde dünyanın birçok bölgesini etkileyecek icraatlerde bulunmuştu.

Ne var ki, ABD istihbaratı öncesinde Japon birliklerinin telsiz şifrelerini kırmak suretiyle, Pearl Harbor’a yapacakları baskından haberdar olmuştu. Ayrıca Japon birlikleri tarihe geçen saldırının öncesinde daha küçük çapta da saldırılar düzenlemişti. Bütün bunlara rağmen Amiral Husband Edward Kimmel başta olmak üzere ABD yetkilileri, Amerikan donanmasının yenilmeyeceği gibi grubun geneline hâkim bir yanılgıya sahip olduklarından saldırının işaretçilerini irdeleyememiş, istişarenin hakkını verememiş ve çok daha büyük riskleri göze almışlardı. Neticede, Pearl Harbor’da ABD donanması hüsrana uğramış ve sonrasında Japonya yakın tarihin en büyük katliamlarından birine sahne olmuştu.

Grup düşüncesi neticesinde hüsranla sonuçlanan bir başka vaka da 1961 sennesinde John F. Kennedy hükümetinin Küba’dan sürgün edilen muhalifler üzerinden Fidel Castro yönetimini devirmek gayesiyle giriştiği Domuzlar Körfezi Çıkarması’dır. ABD hükümetinin maksadı, bini aşkın gerilla askeri Domuzlar Körfezi’nden gizli bir şekilde Küba’ya çıkartarak Castro’ya karşı bir ayaklanma organize etmekti.  ABD hükümeti çıkarmayı gizlilik içerisinde yapma niyetinde olduğundan hava kuvvetlerinin yardımına müracaat etmemişti. Öte yandan, muhalif gerillaların yeteri kadar cephanesi mevcut değildi, daha da önemlisi kendileri için herhangi bir kaçış güzergahı belirlenmemişti. Ayrıca, Domuzlar Körfezi ile ulaşılmak istenen Küba dağları arasında kilometrelerce genişlikte bir bataklık mevcuttu. Neticede gerillaların kahir ekseriyeti öldürüldü, sağ kalanlar ise esir edildi. Bu olay sonrasında Küba, Sovyetler Birliği ile biraz daha yakınlaştı.

Sebepler açısından çıkarmanın hüsranla neticeleneceği gün gibi aşikâr olduğu halde, benzer geçmişlere sahip olan ve birbirine çok bağlı bir grup teşkil eden Kennedy hükümeti danışmanları planın eksiklerini görememiş ve çıkarma fikrine eleştirel bir gözle bakmaya cüret edememişlerdi. Danışmanlar, duygusal bağlarının tesiriyle Kennedy’i üzmek istemiyor, başkanın kardeşi Robert Kennedy ise çıkarma planını eleştirenlere başkanın çoktan verdiği bir karar üzerine yeni şeyler düşünüp “zaman israfında bulunmamalarını” söylüyordu.

Grup düşüncesinin getirdiği fiyaskolar bu örneklerle sınırlı değildir. Tarih-i alem serapa şahittir ki, ne zaman rasyonel düşüncenin sesi susturulmuş, hakkın hatırı gruba ve şahıslara feda edilmiş, taklitçilik ve yersiz uyum sağlama istişareleri domine etmiş, o vakit birçok devlet ve kolektif yapı sonu hüsranla neticelenen kararlara imza atmışlardır.

ÇÖZÜM YOLLARI

Grup düşüncesinin önüne geçmek öncelikle özgürlük ortamlarının tesis edilmesiyle, temel özgürlük düşüncesinin grup fertleri tarafından içselleştirilmesiyle mümkündür. Grup üyelerine otoriter karakter, uyum sağlama gibi grup düşüncesiyle ilgili konular etrafında çeşitli sosyal psikoloji testleri uygulanmalı ve alınan neticeler doğrultusunda faydalı rehabilitasyon programları geliştirilmelidir. Grup liderinin cazibesinden, grubun baskısından, duygusal rabıtalarından sıyrılabilen, muhakemesini bu tür şeylere yedirmeyen, grubun oluşturduğu sorgulamama atmosferine ve gerektiğinde grup liderinin tepeden inme tavırlarına karşı eleştirel yaklaşabilen zihinler, doğruyu en berrak şekilde okuyabilir ve ona en yakın kararları alabilirler. Diğer bir taraftan, grup liderlerinin grup düşüncesi marazının farkında olmaları, çevrelerinde hep onaylayan ve alkışlayan kişiler değil, hak ölçüleri ışığında fikirlerini sunabilen ve yeri geldiğinde alınan kararları eleştiren insanlar bulundurmalıdırlar. Grup düşüncesinin önüne geçmek için ayrıca şu yöntemler sayılabilir:

  • Her bir ferde kritik değerlendirici vazifesi verilmelidir.
  • Grup lideri veya hürmet edilen grup üyeleri karar alma süreçlerinin en başında tercihlerini ve beklentilerini paylaşmaktan kaçınmalıdır.
  • Grup üyeleri grubun görüşlerini alt gruplar halinde güvenilir fertlerle ele almalı ve ortaya çıkan düşünceleri ve tepkileri grubun geneline rapor etmelidir.
  • Her istişarede konuyla ilgili bir veya daha fazla uzman hazır bulunmalıdır.
  • Uzmanlık kavramı iyi tanımlanmalı, tecrübi bilgi sahibi kimselerden hakkıyla istifade edilmeli ancak bu kimseler her konuda uzman telakki edilmemelidir.
  • Fikirlerini rahatlıkla ifade edebilen ve grubun genel temayülleri hakkında bilgiye sahip en az bir fert skeptik rolünü üstlenmeli, projeleri ve tercihleri açıkça sorgulamalıdır.
  • Grup lideri, veri toplarken metodolojik düşünebilmeli, farklı görüşlerin incelenmesi için yeterli sürenin ayrıldığından emin olmalıdır. Ayrıca her zaman alternatif düşünceler üretebilmelidir. 
4 1 vote
Değerlendirin
Subscribe
Beni bilgilendir
guest
2 Comments
en eski
en yeni en çok oy alan
Inline Feedbacks
View all comments
Mehmet Kaya
Mehmet Kaya
2 yıl önce
Değerlendirin :
     

Öncelikle gayretleriniz için teşekkürler. İmla ve kelime hatalarının tashihi gerekiyor diye düşünüyorum. 1- ”Bununla beraber, “tüm bu tahşidatın yanı sıra, gruplar halinde hareket ettiği, zahiren istişare ile kararlar aldığı halde ciddi yanlışlara düşen teşebbüsleri ve istişare geleneği işletildiği halde çok bariz hataların görülemediği durumları nasıl açıklayacağız” sorusu sürekli zihnimizin bir kenarında bize bir problemin varlığını işaret etmektedir.“” paragrafında “görülemediği” değil “görüldüğü” olacak. 2- “Grup düşüncesi, Yale Üniversitesi profesörü Irving Janis tarafından 1970’li yıllarda yılında şekillendirilmiş bir kavramdır. “ cümlesindeki “yılında” kelimesi fazlalık olmuş. Bir kaç tane daha imla hatası ve bir, iki cümlede de insicam bozukluğu var. Allah sâyinizi artırsın… Devamını oku>>