Farklı kültürel ortamlarda yaşayan ve dini hayatı yaşama adına farklı ölçülerde zorluklarla karşılaşan Müslüman toplumlar, dinin, hususiyle günlük muamelat kısmına ait, fıkhi meselelerine dair fetvalar ve çözüm önerileri talep etmektedirler. Bu fetvaların ortaya konmasında, toplumların, şartların ve bunları uygulayacak olan fertlerin değişen dinamikleri, bu fertlerin dini kurallara riayet şartları/seviyeleri ve fetva sağlayan kaynakların çeşitliliği de göz önüne alındığında ciddi müşküller ortaya çıkmaktadır.

Özellikle, Batı toplumlarında yaşayan Müslümanlar, birçok İslami grubun herhangi bir dini otorite olmadan yollarını bulmaya çalışması ve ortaya konan fetva çeşitliliği karşısında kafa karışıklığı yaşamaktadırlar. Ayrıca, kimi dini grupların kendi kısıtlı kültürel ortamlarını ve ülkelerinde yaşadıkları dini standart ve şekilleri, aynısıyla bu tür kozmopolit toplumlarda hayata geçirmeye çalışmaları hem daha geniş topluma katılım hem de ikinci nesillerin bu standartları benimsemesi gibi hususlarda problemler oluşturmaktadır.

Bu çalışmamızda, mezkûr zorlukları da göz önünde bulundurarak, verilen fetvaların gerçekten maksadına ulaşması ve fertlerin içinde bulundukları şartlar muvacehesinde dini hassasiyet ve sorumluluklarını gereğince yerine getirmelerini temin maksatlı bir kısım genel kriterler ve öneriler belirlemeye çalıştık. Ayrıca klasik fıkıh literatürünün, günümüz şartları göz önünde bulundurularak tekrar ele alınabilmesi için bu hususta mülahazaya alınabilecek alanlar, zihni ve pratik zorluklar, kültürel ve politik dinamikler… gibi hususlar etrafında birtakım sorular hazırladık. Bu soruların daha geniş topluluklarca ve uzmanlarınca ele alınabilmesi adına gerekli olan bir ön adımı atmış olmayı ümit ediyoruz.

İHTİLAFLI MESELELER VE FETVALARDA USÜL

Araştırma Sorusu

Yemeklerde kullanılan maddeler, alkolün miktarı, belva-yı âmm kategorisine girebilecek hususlar gibi mezheplere göre farklılıklar arz eden ve tek bir cevabı olmayan hususlarda nasıl bir fetva usul ve anlayışı takip etmeliyiz?

Meselelerin Tespit ve Tahkiki

  • Öncelikle bu meselenin tam mahiyeti iyi tespit edilmeli ve problem bütün yönleri ile ortaya konmalıdır. Sonra bu meselenin ne kadar insanı etkilediği iyi tespit edilmelidir. Hayata ait problemlere çözüm aranırken en zayıf insanlar nazar-ı itibara alınmalı ve verilecek hüküm umumun maslahatı gözetilerek verilmelidir.
  • Bu hususlarda fetva, mümkünse konu farklı ilim dallarından uzmanların oluşturduğu bir heyet tarafından enine boyuna tartışılıp ortak bir sonuca varıldıktan sonra verilmelidir. O durumda bile bu kararların her Müslüman ferdi bağlayıcı olduğunu söylemek mümkün değildir.
  • Fıkıh alanında uzmanlık yapmış olanların görüşlerine öncelik verilmelidir. Ayrıca bu konularda fetvalar vermiş çeşitli kişi ve kurumların cevapları ve yaklaşım tarzları da muhakkak incelenmelidir.

Dil ve Üslup

  • Dinin hükümlerinin ifadesinde kontrol edici ve yasaklayıcı bir dil ve maksat değil “insan onuruna yakışır hayat standartları ve zemini oluşturma” gibi hedefler vurgulanmalıdır.
  • Dinin hükümleri, “irşad toplumunda” hukuki terimlerle değil nasihat ve irşad terimleriyle ifade edilmelidir.
  • Bir soruya birden fazla cevap ya da fetva varsa bunlardan hangisinin zamana, konjonktüre ve umumun maslahatına daha uygun olduğu tespit edilmeli ve o fetva tercih edilmelidir.
  • İnsanlara vicdani baskı ya da duygu sömürüsü yapmadan helal-haram dairesinin insan tabiatına, ruh dünyasına ve kalp hayatına tesirleri hakkında genel hatırlatmalar yapılmalıdır.

Öncelik Sonralık Meselesi

  • Tedricilik meselesi daha ciddi ve net kriterlerle ele alınmalıdır.
  • Aslın tehlikeye girdiği yerde füru’ kanaat-i vicdaniyeye bırakılmalıdır.
  • Devlet otorite ve yetkisi gerektiren hususlar böyle bir otoritenin ve yetkinin olmadığı ortamlarda şekli yönüyle değil adaletin azami temini çerçevesinde ele alınmalıdır.
  • Her ne kadar şüpheli şeyleri terk etme takva ve vera’ açısından bir esas olsa da kabul edilmelidir ki, bunları tamamen terk etmek günümüzde neredeyse imkânsız hale gelmiştir.
  • Yeme-içme, giyim, namaz kılma gibi daha pratik konularda çok karşılaşılan sorulara verilecek cevaplar üzerinde durulmalıdır.

Tekrar Ele Alınması Gereken Alanlar

  • Temel insan, hayvan ve çevre hakları günümüz dil ve standartlarında tekrar ele alınmalı ve hukuk literatürü bu noktadan tekrar bir tenkihe tabi tutulmalıdır.
  • “ABD Müslümanlığı”, “Avrupa Müslümanlığı” ya da “21.yy. Fıkhı” gibi kavramların sınırları geliştirilmeli ve Müslümanların, çoğunluğu farklı din mensuplarından müteşekkil toplumlarda yaşadığı yerlere uygun bir İslam hukuku çerçevesi çizilmelidir.

İdari Maslahat ve İletişim

  • Fetvalarda ihtilafı körüklemekten kaçınmaya azami dikkat gösterilmelidir.
  • Dinin kolaylaştırıcı yönü ile haram sınırı arasındaki denge korunarak azimetle amel edene de ruhsatla amel edene de saygı duyulmalı, meseleler şahısların iz’anına ve vicdanına havale edilmelidir.
  • Rehber durumundaki insanların davranışları, hassasiyetleri, ye(me)dikleri, iç(me)dikleri şeyler diğer kişiler için referans konumunda olduğundan bu konumdaki kişilerin yanlış anlaşılmamaya yönelik ekstra bir hassasiyet göstermeleri gerekir.

Dinin Kolaylık Yönü

  • İslam’ı içinden çıkılmaz, anlaşılmaz bir din gibi sunmak ya da kılı kırk yaran detaylara boğarak onu yaşanamaz bir din haline getirmek İslam’ın açık ve net olma özelliklerine, ruhundaki vüs’at ve yüsre gölge düşürür.
  • ‘Eşyada asıl olan ibahadır’ ve ‘dinin özü kolaylıktır’.

Fetvalarda Çeşitlilik

  • Herkesi bir fetva altında toplamaya çalışmak yerine fetvalardaki çeşitlilik ve çoğulculuk esas kabul edilmelidir.
  • Muhataba göre cevap değişebilmelidir. Yaşadığı topluma entegre olmuş ya da olmaya çalışanla kendi ortamında yaşayan arasında fetvayı etkileyen farklılıklar gözetilmelidir.
  • Başka bir görüşü tercihle hayatına yön veren kişiye, “benim mahzurlu gördüğümü mahzurlu görmüyor” düşüncesiyle haram işliyormuş nazarıyla bakılmamalıdır.
  • Dine ait çok yönlülük ve ihtilafın hikmeti göz önünde bulundurulmalı ve teke ircaya zorlanmamalıdır.
  • İçtihadi meselelerde tek doğru yoktur, fıkhi ve kelâmi mezhepler bunun en büyük göstergesidir; “senin tercihin, senin kararın, nihai sorumluluk sendedir” deyip bu görüş ayrılığını kutuplaşmanın öğesi haline getirmemelidir.
  • Fetva kişiye göre değişiklik arz edebilir, önemli olan dinde laubalilik ve vurdumduymazlık sınırlarına ulaşmamasıdır.
  • Belli bir bölge veya topluma göre verilen fetvanın genelleme yapılarak her yere uygulanması birtakım sorunlara yol açmaktadır.
  • Verilen fetvanın her zaman ve zemin için geçerli olmayabileceği baştan kabul edilmelidir.
  • “Bu işin fetvası, bu da takvası”, “bu azimeti bu da ruhsatı” gibi ikili meşruiyet dili terk edilmelidir. Bunu herkes kendisine tatbik edebilir.

Zaruretin Tespiti

  • Verilecek fetvalarda zaruret olup olmadığının ve dinin zaruret kabul ettiği hususların çok iyi tespit edilmesi gerekir. Hevesler, zaruretler menzilesine çekildikçe dinde esnetilmeyecek kural kalmaz. Bu da apaçık Şârî’ Teala’nın şeriatın vaz’ında gözettiği menfaatlerin ortadan kalkması anlamına gelir.

Pratik Çözümler

  • Pratik bir çözüm olarak insanların mevcut güvenilir çalışmalara, web sitelerine yönlendirilmeleri sağlanabilir. Bu çalışmalardaki cevapların hususiyle Batı kontekstine göre yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.
  • Bir fıkıh heyeti teşkil edilmelidir.

FIKHIN GELECEĞİNE DAİR SORULAR

  • Bir iki modası geçmiş din devleti iddiası müstesna, seküler devlet anlayışının hâkim olduğu ve olmaya devam edeceği günümüz ortamında, din tabanlı İslam hukukunun (ibadetler müstesna) bu devlet ve toplumda yeri, konumu ve alanı ne olacaktır? Bir ilham kaynağı mı, tarihi bir tecrübe mi yoksa mevcut düzene kaynak yapmaya çalışan kültürel bir unsur mu?
  • İslam fıkhı kavramı içine bir şekilde dahil olan ibadat, muamelat, ukubat, siyaset ve etik meselelerini bu seküler şartlar içerisinde bir paket olarak mı yoksa seçerek mi uygun bir bağlama yerleştireceğiz (contextulized)?
  • Temel bir prensip olarak korunması gereken beş esasa (akıl, nesil, din, mal, can emniyeti) başka hangi esasları ekleyeceğiz?
  • Eğer sıklıkla dile getirildiği şekilde, fıkıh geleneğimiz 5. asırdan sonra hâkim devlet ideolojilerine göre şekillenme eğilimine girmişse, lokal tercihleri, ferdi tercih ve hakları, farklı inanan ve düşünen grup ve yorumları bu dominant güç karşısında koruyacak ne tür ta’dil ve yasa değişikliklerine (amendment) ihtiyacımız var?
  • Eğer kâinat asıl ve Kur’ân da bu aslı yorumlayan, okuyan ve dolayısıyla metbu değil bu asla tabi olan bir kaynaksa, yani kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyorsa, kâinat kitabının bir parçası olan insan ve insanın tercih, eğilim ve değişimleri Kur’ân okumalarımızı nasıl etkileyecek? Bugün insanlığın geldiği nokta, farklı anlayış ve yaşam tarzlarını Kur’ân’a uymadığı zaman sapkınlık olarak mı yoksa kâinat kitabının anlaşılmayı bekleyen farklı bir tecellisi olarak mı ele alacağız?
  • Kâinat kitabını okumada insan ve insan toplumlarının tercih ve değişimlerini inceleyen sosyal bilimlerin verilerinin İslam fıkhını şekillendirmede rolü ne olacaktır?
  • İslam hukukunu ihya etme gayretimizin iç motivasyonu adaletin herkes için daha şümullü olarak tecelli etmesini sağlamak mıdır yoksa, İslamcılık-Siyasal İslam örneğinde olduğu gibi, yitirdiğimiz güç ve otoritenin istirdat edilmesi gayretine zemin hazırlamak mıdır? Mevcut sosyo-politik realiteler içerisinde, insan olarak, kendimi farklı ülkelerde daha güvende ve adaletle muamele edilmiş hissediyorsam, öncelikli hedefim bu adalet sistemini inandığım ölçüler içerisinde daha ileri bir düzeye taşımak mıdır? Yoksa alternatif bir model için çalışmak mıdır?
  • Fıkıh yorumlarını potansiyel olarak yönlendiren şu kaynaklardan hangisine ağırlık vermeliyim: 1) Hâkim devlet/saltanat, ideoloji ve hedefleri 2) İnsan realite, tercih ve ihtiyaçları 3) Kur’ân ve hadisin nüzul ve vürudu dönemine ait sosyal uygulama ve realiteler
  • Eğer İslam hukukunu daha şümullü olarak ele almak istersem tek bir mezhebi esas alan mı (one theory based), bütünleyici mi (integrative) yoksa seçmeci/derleyici (eclectic) bir model mi tercih edeceğim?
  • Erken dönemler itibariyle sayısı elliye varan mezhep ve farklı yorumların mevcut olduğu renkli, dinamik ve otantik bir model mi esastır? Yoksa imparatorluklar gölgesinde gelişen, tevhit oluşturması avantajının yanında donuklaşma, statikleşme ve hantallaşma tehlikelerini içeren sonraki dört mezhep modelini mi esas almalıyım? Örneğin, eyalet sistemi olan bir ülkede, anayasanın farklı eyaletler tarafından farklı yorumlandığı, bunun üçe dörde indirgenmediği ve sistemin buna müsaade etmediği bir model bizim için daha mı uygundur?
  • Bu üretimi ve içtihadı yapacak ulemanın bir devletin, cemaatin ve ideolojinin memuru ya da müdafii olması bu tür bir hür düşünceyi ne kadar mümkün kılar?
  • Sömürge sonrası (post-colonial) ve Batı karşıtı (anti-Western) bir atmosferde neşet eden mevcut ulemanın küsmeden, reaksiyoner hale gelmeden, üstün güçlere hayran kalmadan, ödün verme baskısı hissetmeden bu içtihat ve yorumları yapması ne kadar mümkündür?
  • Selçuklu ve Osmanlıların Şia tehdidine karşı devreye girip güçlü bir ideolojik ve otoriter sünnileşme (sunnification) ile İslam geleneğini şekillendirmesi karşısında marjinalleşen ve bir nevi ikinci sınıf (subaltern) yorum, grup ve kültürlere dönüşen İslam içi farklılıklar bu yeni fıkıh yorumuna ne ölçüde katılacak?
Subscribe
Beni bilgilendir
guest
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments