Sorry, this entry is only available in Turkish. For the sake of viewer convenience, the content is shown below in the alternative language. You may click the link to switch the active language.

Siyaset biliminde yönetim şekilleri, yönetenin doğası bağlamında; geleneksel, toplum sözleşmesine dayalı ve anayasal, ve karizmatik olarak üç temel grupla tanımlanır.

Geleneksel yönetimlerde yönetimin şekli, liderin pozisyonu, toplumun bu sistemdeki konumu uzun bir tarihsel süreç içinde belirlenir. En absürt görünen toplum-iktidar ilişkileri dahi uzun bir süreç içinde olgunlaştığı için yönetenler ve yönetilenlerce oldukça doğal karşılanır. Geleneksel yönetimlerde kanunlar değil teamüller, uzun tecrübelerle olgunlaşmış adetler geçerlidir. Yöneten bu süreç içinde sorgulanamaz bir kutsallık kazanmıştır. Yönetenin iktidara geliş yolu da sorgudan bağımsızdır. Bu yüzden geleneksel toplumlarda ortaya çıkan isyanlarda yöneten değişse dahi yönetim şekli ve yönetici kitle sorgulanmaz. İndirilen kral veya sultan yerine hemen yakınındaki biri yeniden aynı makama getirilir. Burada sorgulanamaz kutsallık ve geleneğin devamlılığından dolayı yöneten ve yönetilen arasındaki ilişki de bu kutsallık ilişkisi ile bağlantılıdır.

İkinci yönetim şekli daha çok modern dönemde ortaya çıkmış, geleneğin yeni dönem ve onun ihtiyaçlarına cevap veremediği gerekçesi ile yeni bir yol tutulmuştur. Burada sistemi ve iktidarı ayakta tutan şey gelenek ve onun kutsal uygulamaları değil, toplumun ve onun temsilcilerinin bir araya gelip oluşturdukları ve ortak bir kabulden neşet ettiği varsayılan yasalara dayandırılır. Yöneticinin bütün iktidarı yasalarla belirlenmiş sınırlar içindedir. Bu sınırların dışına çıkmaları halinde karşılaşacakları tepki de yasalarla belirlenmiştir.

Siyaset bilimcilerinin tanımladığı üçüncü yönetim şekli ise karizmatik yönetimdir. Karizmatik yönetim şekli esas itibari ile arızidir; süreklilik arz etmesi oldukça zordur. Karizmatik bir liderin varlığını gerekli kılar. Karizmatik liderlik aynı zamanda bir ara dönem yönetim şeklidir. Ne uzun geleneklerle sınırlandırılmış teamüllere ne de toplum sözleşmesi ile belirlenmiş iktidar alanlarına tabi olmadığı için bütün iktidar ve iktidar sahibinin kendisine çizdiği alan, kitleleri ikna etme kabiliyeti ile oluşur. Bu yüzden iktidar sahibi iktidarını pekiştirmek ve kitlelere kabul ettirmek için söylevin gücüne başvurmak zorundadır. Toplu nutuklardan, basılı, görsel yayınlara, oradan törensel toplantılara kadar her fırsatta kitleler söylem ve bu söylemi yaygınlaştıracak söylevlere muhatap olmak zorundadır.

Geleneksel iktidarda, yönetici geçmişten getirdiği ve sorgulanamaz, değiştirilemez bir meşruiyete sahip olduğu için söylevle olan ilişkisi oldukça zayıftır. Onun varlığı ve zaman zaman varlığından haberdar etmek için halka görünmesi, onlara nazar edip el sallaması yeterlidir. Katolik dünyasının lideri Papa zaman zaman balkona çıkar ve halka nazar eder, el sallar. Bu onun varlığını ve meşruiyetini devam ettirmesi için yeterli bir eylemdir. Osmanlı sultanları, bayram ve sair törenlerde halkın karşısına çıkıp onlara el etek öptürerek iktidarını pekiştirir. Kanunlar ve toplum sözleşmesi ile iktidara gelmiş olan liderlerin doğrudan söylevle ilgili böyle bir yetki ve hakları yoktur. Eşitler arasından seçildikleri için gerektiği yerlerde görev olarak söyleve başvururlar. Çoğunlukla kuru ve duygusallıktan uzak olan bu söylevler, daha çok o an için aktarılması gereken mesajın, duyurulması gereken bir bilginin sunumundan başka bir şey değildir. Kanunlara dayalı iktidarlarda her ne kadar törensel söylevler de irat edilse bile bunlar liderin şahsıyla değil törenin gerekleri ile izah edilirler.

Karizmatik iktidar, gücü nispetinde büyük meydanlarda, tören alanlarında, ihtişamlı şölen ve ayinlerin bulunduğu yerlere kitleleri toplamaya çalışır. Bu toplantılarda söylenen sözün bir ehemmiyeti yoktur. Benzer şeyler tekrar edilebilir, çok basit içerikli nutuklar atılabilir. Burada önemli olan söyleyenin otoritesinin varlığının dinleyici kitle tarafından kabul edilmesi ve onaylanmasıdır. Kitlelerin o meydanlarda toplanmalarının birçok farklı amacı olabilir, ancak organizasyonu tertip edenler için bu toplantının amacı iktidarın pekiştirilmesi, karizmatik yöneticinin söylev verme ihtiyacının tatminidir. İktidar alanının sınırlandırıldığını hissettiği anda bu alanı genişletme amacını taşır. Lider bu şekilde iktidarını söylevin gücü ile yeniden üretir, toplum nezdinde yeniden meşruiyetini tasdik eder. Ne gelenekle ne de kanunlarla sabit olmadığı için her an unutulabilecek olan bu meşruiyetin sürekli tekrarlarla kitlelere yeniden hatırlatılması gerekmektedir.

Karizmatik liderin söylevinde dinleyici kitlenin kim olduğu da önemli değildir. Bu kitle ilkokul öğrencilerinden oluşan bir kalabalık da olabilir, o zamana kadar siyasete hiç ilgi duymamış yaşlı ev hanımları da… Söylevi kabul edeceği var sayılan onu sloganlarla çoğaltıp toplumun bilinçaltına işleyebilecek bir kitle en makbulüdür. Bunlar çoğunlukla bugün siyaset terminolojisinde “bindirilmiş kıtalar” olarak tanımlanabilecek ve söylev alanlarına taşınan kitleler de olabilirler. Ezberlenmiş söylevler doğruluğu tartışılmasına gerek kalmadan tekrarlanarak mutlak doğrular haline getirilirler.

Karizmatik lider otoriter olmak zorundadır, tek meşruiyet kaynağı kendi söylevi olduğu için söylev sayısının azalması veya etki gücünün zayıflaması meşruiyet zafiyeti doğurur. Buna engel olabilmek için söylevin mümkün olan bütün araçlarla yaygınlaştırılması gerekmektedir. Bu yaygınlaştırma araçları gönüllü olarak kurulamazsa zorla sağlanmalıdır. Kullanılabilecek bütün iletişim araçları bu uğurda seferber edilmelidir. Karizmatik her liderin bir söylev kitabı vardır. Bu söylevler bir kere söylenmiş ve kaybolmuş sözler olamazlar. Söylevin kitlelere yayılması amacıyla kurulan iletişim araçlarının çeşitlendirilmesi, tarihsel bir süreklilik sağlamak amacıyla söylevin kitaplaştırılması ve tarihe belge olarak sunulması gerekmektedir.

20. yüzyıl dünyanın birçok farklı bölgesinde otoriter, karizmatik liderlerin iktidarlarına şahitlik etti. Hemen hepsinin ortak özelliği bu iktidarların söylevle kurdukları kuvvetli ilişkileri oldu. Nazi Almanyası’nda, Faşist İtalya’da meydanlarda milyonları toplayan ve onlara uzun nutuklarla iktidarlarını ve meşruiyetlerini tasdik ettiren liderlerin yanı sıra, törenler ve ayinlerle de kitlelere liderin iktidarı yeniden hatırlatılıp tekrarlatıldı. Özellikle üçüncü dünya ülkelerinde daha geç zamanlara kadar devam eden bu yönetim şeklinin en büyük handikabı uzun süreli olamamasıdır.

Karizmatik liderin söylevinin tekrarlanmasından gelecek bıkkınlık, vadettiklerinin gerçekleşmemesinin verdiği hayal kırıklığı, iktidarın sürekliliği için gerekli kılınan kitlelerin sürekli hareketliliği bir süre sonra kitlesel bir yorgunluk olarak karşılık bulur. Bir müddet de zor ve baskı ile devam edebilecek bu iktidar alışverişi törenleri, zamanla heyecansız kuru kalabalıklara neden olacak ve sönmeye mahkûm olacaktır.

Bundan önceki benzer iktidarların önemli bir kısmı liderin hayatı ile sınırlı bir meşruiyet süreci sağlayabilmişlerdir. Liderin söylevlerinden ideoloji üretmeyi başarabilmiş bir kısmı ise birkaç on yıl daha devam edebilmiştir. Kısa vadede oldukça kullanışlı olan bu siyaset metodu ile iktidar olan liderler, uzun vadede, zorlama metotları, alternatif fikir ve akımlara olan hoşgörüsüzlükleri ve baskıcı yönetimlerinden dolayı nefretle anılan birer devr-i sabık olarak tarihte yerlerini almışlardır.

Subscribe
Beni bilgilendir
guest
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments