Disculpa, pero esta entrada está disponible sólo en Turco. For the sake of viewer convenience, the content is shown below in the alternative language. You may click the link to switch the active language.

Bir hususta karar verirken ve hükmünüzü açıklarken objektif ilkeleri ve kişiden bağımsız gerçekleri mi, yoksa  kişisel kaygılarınızı ve kararınızın tesir edeceği insanların durumlarını mı esas alırsınız?

Bir kısım tipologistlere göre bu soruya vereceğiniz cevap öncelikleriniz ve kişisel özellikleriniz hakkında bir ipucu vermektedir.

İnsan tiplerini, eğilimlerini ve tercihlerini anlamaya yönelik bir çok tipoloji teorisi mevcuttur. Bu teorilerden biri olan, Psikolog Carl Jung tarafından kademe kademe geliştirilen ve daha sonra Katharine Cook Briggs ve kızı Isabel Briggs Myers tarafından olgunlaştırılan insan tipoloji teorisi (Myers–Briggs Type Indicator-MBTI) şu dört soruya verilen cevapların kombinasyonundan 16 temel kişilik oluşturmaktadır:

Enerjiniz doğal olarak nereye yöneliyor?

  1. Dışa dönük (extravert): enerjileri dışa doğru, insanlara ve kendi dışındaki şeylere daha çok yönelir.  Bu sebeple, doğal olarak daha  aktif, kendini ifade eden, sosyal ve bir çok şeyle aynı anda ilgilenen kişilerdir.
  2. İçe dönük (introvert): enerjileri öncelikle kendi düşüncelerine, algılamalarına ve tepkilerine yöneliktir. Bu sebeple daha ihtiyatlı, özel, temkinli ve insanlarla daha az etkileşime girme ancak daha derin ve odaklı olma eğilimindedirler.

Ne tür bir bilgiyi doğal olarak fark ediyor ve hatırlıyorsunuz?

  1. Duyusal (sensors): çevrelerindeki dünyanın olgularını (facts), ayrıntılarını ve gerçeklerini daha çok fark ederler; geçmiş tecrübelerine güvenen, genellikle sağduyusu olan pratik ve literal insanlar olma eğilimindedirler.
  2. Sezgisel (intiutive): gerçekler arasındaki bağlantılar ve ilişkiler ile bilginin anlamı veya imkânları ile daha fazla ilgilidirler. Hayal gücü kuvvetli, teorik düşünmeye eğilimli, önsezilerine güvenen ve yaratıcı olmayı seven insanlardır.

Nasıl karar veriyor veya sonuçlara varıyorsunuz?

  1. Rasyonel (thinking): objektif ve kişiler üstü kriterlere dayalı kararlar alırlar – en mantıklı ve makul olanı yaparlar. Dolayısıyla, soğukkanlı ve analitik olma eğilimindedirler; mantıksal düşünce ile ikna olurlar.
  2. Duygusal (feeling): öncelikle kişisel değerlerine ve yaptıkları tercihin hasıl edeceği hislere göre karar verme eğilimindedirler; başkalarının duygularına karşı daha hassas ve empatiktirler; kişilerin şahsi tercihlerini mazur gösteren şartları daha çok dikkate alır ve mantıkilikten ziyade ilişkilerdeki ahenge daha fazla önem verirler.

Dış dünya ile nasıl başa çıkmayı tercih ediyorsunuz?

  1. Yargılayarak (judgers): Sabit kriterlere göre karar alabilecekleri ve bir düzen oturtabilecekleri, kuralları belli, düzenli ve öngörülebilir bir ortam tercih ederler. Bu sebeple organize ve üretken olma eğilimindedirler
  2. Kavrayarak (perceivers): mümkün olduğunca dünyanın farklılıklarını yargılamadan tecrübe etmeyi ve anlamayı tercih ederler, bu nedenle seçeneklerini açık tutmayı ve girdikleri ortama adapte olmayı severler; esnek, meraklı ve mevcutla yetinmeyip sürekli yeni şeyler öğrenme eğilimindedir.

Bu kategorilerin ve kişilik özelliklerinin daha derinlemesine analizini başka bir makaleye bırakarak, bu yazıda üçüncü kategoriyi belirleyen ‘Nasıl karar veriyorsunuz veya sonuçlara varıyorsunuz?’ sorusuna odaklanmak istiyorum. Zira, toplumumuzda kritik, tenkit, tahkik ve karar alma meselelerinde usüle veya üsluba daha çok vurgu yapan yaklaşımların her ikisinin de kişilik tercihleri ile ilgili olduğunu; her birinin altında yatan bir mantığın ve hayatta bir karşılığının bulunduğunu teorik bir düzlemde görmemiz gerektiğini düşünüyorum. Eğer mütemmim ve kuşatıcı bir bakış açısıyla bu iki yaklaşım arasında bağ kurmaz, hangisinin nerede öne çıkacağını tespit ederek bir alan belirlemez ve iki yaklaşımın da hikmet-i vücutlarını mülahazaya alarak istifade etme yoluna gitmezsek; birbirini yokluğa mahkum eden, küçümseyen ve dışlayan tutumlar toplumsal gelişimimizi sekteye uğratacaktır.

Şimdi tekrar karar alma ve hükme varma konusundaki kişilik farlılılıklarına ve hikmet-i vücutlarına tekrar dönecek olursak, Jung tipolojisine göre, rasyonel (thinking) kişiliği esas alarak meselelere yaklaşan kişilerin şu hususiyetleri taşıdıklarını görüyoruz:

  • Mantıklı açıklamalarla ikna olur ve karar verirler
  • Daha objektif ve analitiktirler. Meseleleri hemen şahsi olarak üzerlerine almazlar
  • Ortak kriterler ve prensipler çerçevesinde adalet ve eşitlik isterler
  • Kendilerini, çok diplomatik kaygı gütmeden direk, olduğu gibi ve açık bir şekilde ifade etmeyi severler
  • Saygınlık ve takdir beklentileri başarı, bağımsızlık ve kendi ayakları üzerinde durma temelleri üzerine oturur
  • Vazife taksim ve tensibinde ehil olma ve kifayete çok değer verirler
  • Kendilerini ve başkalarını sabit standartlara göre değerlendirmeyi isterler

Yine mezkur tipolojiye göre, yukarıdaki maddelere mukabil, duygusal (feeling) kişiliği esas alarak meselelere yaklaşan kişiler ise şu hususiyetleri ve eğilimleri daha ziyade sergilemektedirler:

  • Bir husus yada kişi hakkında nasıl hissettikleri ikna olma ve karar vermelerinde daha çok etkilidir
  • Duyarlı ve başkalarına karşı empati yetenekleri yüksektir, bir çok şeyi şahsi olarak algılar ve üzerlerine alınırlar
  • Daha çok ilişkilerdeki ahenk, duygusal yakınlık ve şefkate önem verirler
  • Kendilerini sıcak ve diplomatik bir şekilde ifade ederler; ilişkilerdeki ahenk ve yakınlığı muhafaza eden bir üslupla muhataplarına meseleleri arz ederler
  • Saygınlık ve takdir beklentileri işlere ve gruba yaptıkları şahsi katkı ve toplumsal ahengi bozmadan iş birliği yapabilme temelleri üzerine oturur
  • Vazife taksim ve tensibinde ehliyet ve kifayetten ziyade güven, yakınlık ve insani ilişkilere daha çok değer verirler
  • Sabit standartlardan ziyade, her insanı ve vakayı kendi hususiyetleri içinde değerlendirmeyi tercih ederler. Bu hususiyetlerin temellendiği mazeretleri ve istisnaları katı kurallara tercih ederler.

Bu tercihlerde iki farklı öncelik görüyoruz:

  • Toplumsal bir düzeni, işleyişi ve sistemi ayakta tutmak, etkinliğini ve üretkenliğini temin etmek, etkinliği ve hızı engelleyen unsurları elimine etmek, objektif kriterler ve net hedeflerle toplumun arızasız işlemesini ve gelişmesini sağlamak
  • Böyle bir toplumsal düzenin yapı taşı olan insanı, tercihlerini, hayallerini, dinamizmini, merakını, aidiyetini, mana arayışını, ahenk ve güven ihtiyacını, şefkat ve anlayış beklentisini, gelişim süreçlerindeki sürçmelerini, kendine has bir varoluş sergileme gayretini mümkün kılabilmek

Bunlardan ilki toplumu ve sistemi esas alan, dolayısıyla bir çok kişiyi ilgilendiren hususlarda usül, metot, rasyonellik, düzen ve soğukkanlılığı önceleyen bir yaklaşım sergilemektedir. Diğeri ise insanı, iradeyi, var olmayı, çeşitliliği, dolayısıyla her şahsa, vakaya ve tercihe layık hürmeti ifade eden bir üslup hassasiyetini ön plana çıkarmaktadır.

Bir insan tipoloji teorisini esas alarak kısaca ifade etmeye çalıştığımız, ve aslen cüzi-külli bakış açıları ile birbirini dengeleyen, tamamlayan ve tekmil eden bu karar verme yaklaşımları, yerinde ve ölçülü kullanıldığında, toplumsal gelişim ve birlikteliğin önemli umdelerini teşkil etmektedirler. Sığ ve indirgemeci yaklaşımlar ise kutuplaşmayı, dışlamayı, gerilemeyi ve tıkanmayı netice vermektedirler.

Yorum Yazınız

avatar
  Subscribe  
Beni bilgilendir