Désolé, cet article est seulement disponible en Turc. Pour le confort de l’utilisateur, le contenu est affiché ci-dessous dans une autre langue. Vous pouvez cliquer le lien pour changer de langue active.

Felaketleri ve musibetleri analiz ederken bir çok sebep gözümüze çarpar. Ferdi ihmaller, toplumsal alışkanlıklar, iklim ve coğrafi değişiklikler, suistimaller, israf, güç kavgaları, hırs, açlık, cehalet…aklımızın ilk etapta tespit edebileceği şeylerdir. Sebeplerin gerçekçi tespiti ve üzerine gidilerek ta’miri benzer musibetlere tekrar düçar olmamanın en önemli vesilesidir.

Akli analizler, tespitler ve önlemler benzer musibetlerin tekrarını önleyebilir. Lakin, geriye döndürülemez kayıpların ve kalpte açılan yaraların tedavisi, spesifik bir musibetin akli analizinden daha ziyade, yaşanan hadisenin daha geniş bir çerçeveye ve tutarlı bir mana örgüsüne yerleştirilmesi ile mümkündür.

İşte bu noktada, insanlık tarihinin ve toplumlarının önemli bir yanını teşkil eden dini ve manevi gelenekler devreye girer. Bu gelenekler, eşya ve hadiselerin, cümle içindeki kelime gibi, tek tek ifade ettikleri yalın manalardan daha ziyade, bu kelimelerin bir araya gelerek ifade etmek istedikleri daha külli manalara insan kalbini yönlendirirler. Bu külli manalar insan aklının spesifik bir kelimede/hadisede takılıp sıkıştığında, üzerine çıkıp büyük resmi temaşa edebileceği gözlem kuleleri mesabesindedir.

Aşağıdaki kaideler ve bakış açıları, bir çok dini gelenekten biri olan, İslam geleneğinin sunduklarının maddeler haline getirilmiş halidir.

  1. Toplumsal hatalar belli bir eşiği geçtiğinde varlıkta cari kanunlar (sünnetullah) gereği semptomlar ve tabii tepkiler oluşur.
  2. Umumi musibetler hata, ihmal, alışkanlık ve kabullenmişliklerin umum toplumda tezahür etmesi neticesinde meydana gelir.
  3. İnsanlığın halet-i ruhiyesi ile doğanın fiziki tepkileri arasında ruh ve beden ilişkisine benzer bir irtibat vardır.
  4. Belaların terbiye edici, uyarıcı, cezalandırıcı ve potansiyelleri ortaya çıkarıcı fonksiyonları vardır. Bu neticeler tek tek de hasıl olabilir hepsi aynı anda da hasıl olabilir.
  5. Belalar umumi gelir herkes hususi muamele görür.
  6. Fıtrata ait (fizik, coğrafya, biyoloji kanunları gibi) günahlar, hatalar ve ihmaller fıtratın düzenleyici ve önleyici kanunlarıyla karşılaşır.
  7. Denklemde bir sonraki hayat kademesi, dirilme ve yapılanların karşılığını kozmik bir düzlemde bulma olmazsa dünyevi sonuçlar ve adalet anlayışı eksik kalır.
  8. Ölüm kendi başına ontolojik bir hata, cezalandırma yada ödüllendirme değil varlık döngüsünün zaruri bir neticesidir.
  9. Problem hayatta zorlukların olması değil, zorluklar neticesinde zihnen bir mükafata, meyveye veya manaya erilememesi; yada böyle bir inancın olmaması ve neticede boş yere acı çekildiğinin düşünülmesidir.
  10. Musibetleri daha derin ıstıraplara çeviren şey, açıklayıcı bir mana ve inanç çerçevesinden mahrumiyet neticesi, kişinin yaşamaya ve var olmaya dair  inanç, ümit ve gayesini yitirmesidir.
  11. Ufak hataların ta’dil ve ıslahı dünyevi ve lokal imkanlar içinde mümkünken, bu imkanlar dahilinde tamir ve ta’dili mümkün olmayan daha büyük/külli iç yozlaşmalar ve cinayetler uhrevi/federal müdahalelerle mümkündür.
  12. İyilikler iyilikleri, kötülükler kötülükleri davet ve teshil eder.
  13. Kişi yada toplum (Allah’tan öte) öncelikleri ve arzuları ile sınanır.
  14. Musibetler,
    1. Büyük toplumsal, zihinsel ve kültürel değişimlerin arefesini işaretler (irhasat);
    2. Dikkatleri geçici hevesler ve önceliklerden daha uzun vadeli gayelere ve düşüncelere sevk edici ve hatırlatıcıdır;
    3. Toplumsal tıkanıkları açacak enerji oluşumunu tetikler;
    4. Liderlik ve nesil değişimini tetikler, yeni anlayış ve kabiliyetlere alan açar;
    5. Önemli konumları ve sorumlulukları tekeffül edenleri ya daha ehil hale getirir yada tasfiye edici bir tesir icra eder;
    6. Fıtrata uymayan, tarihi geçmiş yada yüke dönüşmüş adet, alışkanlık ve gelenekleri sorgulama ve değiştirme ortamı hazırlar;
    7. Kişileri yeknesaklıktan uyandırıcı, her şeyi cüzi sebeplerin açıklayabileceği gibi bir yanılgıdan kurtarıcı ve Yaratıcı hikmet ve iradeyi işaret edici bir şok etkisi meydana getirir;
    8. Kış mevsiminin ve yağmurların bitkiler ve hayvanlar üzerindeki hazırlayıcı ve kuluçka fonksiyonu etkisini bir nevi toplumlarda ve fertlerde icra eder,  onları neşv u nemaya ve gelişime zorlar.
  15. Musibetlere ‘ben merkezli’ bakış, zahiren görünen çirkinliklere kişiyi odaklandırıp cüzi çirkinliklerde boğabilirken, zaman, mekan ve muhataplar açısından bütüncül bir bakış kişinin daha adaletli sonuçlara varmasına vesile olur.
  16. Tabiattaki ve insanlık içindeki unsurlarda (fıtratlarda) görülen zıtlar, zahiren birbiriyle çakışsa da daha külli ve kamil bir hayrın mütemmim cüzleri olarak vazife görürler. Zahiren çatışan şeyler daha külli bir paradigmanın unsurlarıdır. Lokal ve bencil bakış açısı bu külli paradigmayı ıskalamaya sebep olur. Zorlu hadiseler böyle bir külli ve cami paradigmaya doğru kişileri sevk ederler; böylelikle Yaratıcı kudretin farklı isimlerini ve sıfatlarını bir ahenk ve bütünlük içinde temaşa imkanı verirler.
  17. Musibetlerin acılık ve çirkinliklerine odaklandıkça, algıda seçicilik gereği, acılar daha çok duyulur ve büyür; vehim, tahayyül ve tekrar beklentisiyle kişiyi yutacak hale gelir. Musibetin kendimiz ve halin ötesindeki külli neticelerini düşünmek; vehimlerden öte hakiki delillere dayanan değerlendirmelerini yapmak bir bakış açısı ayarı oluşturur ve daha realist davranmayı netice verir. Ayrıca yaşanan acılar bir nazar/bakış açısı terbiyesi hasıl eder.
  18. Dünyevi nimet ve imkanları, vesileden ziyade, bizatihi hedef haline getirme gafletinden kişiyi uyandıran ve ona varlık alemindeki uzun yolculuğunun gereklerini hatırlatan musibet, musibet değil bir lütuftur.
  19. Musibetlerde daha büyüklerine bakıp hale şükretmek ve deşeleyerek vehimlerle şişirmemek zihin, beden ve ruh açısından daha sağlıklıdır.
  20. Musibetlerdeki zahiri sebeplerle kaderin külli hükmü ve değerlendirmesi birbirine uymayabilir. Hüküm neticede kaderindir. Kaderin külli perspektifine odaklanmak bakış açımızı genişletir.
  21. Bir kısım musibetler işlenen cinayetlerin, ihlallerin ve hataların ıslah edici neticesi, ve ıslah sonunda hasıl olacak mükafatların da bir nevi mukaddimesidir.
  22. Müşterek ve yaygın hatalardan neşet eden müşterek ve yaygın musibetler, gereği yerine getirilip ıslah hasıl olduğunda, mazideki günahları da siler.
  23. Ailevi, toplumsal ve fıtri yükümlülüklerin ihmali, ihmal edilen şeyin cinsinden ve onu itmam edici / ıslah edici cezaları netice verir.
  24. Varlığın mülkü Yaratıcı Zat’a aittir. Mülkünde hikmet, ilim ve adaletiyle dilediği gibi tasarruf eder. Bu tasarruf bir abesiyet, keyfilik ve kaos ile değildir.
  25. Musibet gibi külli ve şok etkisi yapan değişiklikler, zihni alışkanlık ve ülfet perdelerini kaldırarak, Allah’ın esmasının ve kudretinin daha külli manada tecellisine ve temaşasına vesile olurlar.
  26. Sükûn ve sükûnet, tembellik, yeknesaklık, durağanlık; daha fazlası mümkünken, varlığın neşvesini sınırlı tecrübe etme ve bir nevi yokluğa yaklaşmadır; verilen imkan, potansiyel ve yatırımları rantabl kullanmamaktır. Hareket ve tebeddül; varlığı daha derinden ve zengince tecrübe etmeye vesiledir; imkan, potansiyel ve yatırımların nemalandırılmasıdır, hayırdır. Hayat, harekâtla gelişimini sağlar ve kemal noktasını bulur; belalar ve hayatın sunduğu gelişim projeleri vasıtasıyla terakki eder.
  27. Varlıkta gözlenen ve çok güzellikleri doğumuna vesile olan zahiri çirkinlik bir nevi güzelliktir; çok güzelliklerin oluşumuna mani olan güzellik de bir nevi çirkinliktir.
  28. Musibeti, umumi ve külli kanunların hayırlı çok neticeleri yanında, cüzi bir şer olarak görmek; veya arız olan elemin zamanla geçeceğini ve iç dönüşüm ile mükafatların takip edeceğini düşünmek gibi haller, musibet anında ve halin dar geometrisinde tıkanmış fertleri daha geniş ve kapsamlı bir bakış açısına ve var olma boyutuna  davet eder.
  29. Müspet ve menfi ibadetler, sorumluluklar ve bencil arzuları dizginlemeyi gerektiren tecrübeler vesilesiyle kişi ben merkezli, hal ile sınırlı ve maddiyatla çevrili dar bir alemden daha geniş bir var olma derecesine hazırlanır; aklen, ruhen ve bedenen sonsuzluk yolculuğu için teçhizatlandırılır.
  30. Yaratıcı kudret, ihmal neticesi hasıl olan musibetler yoluyla, kişileri ve toplumları umum kainatta cari kanunlara ve hükümlere uymaya çağırır ve zorlar; musibetlerden toplumsal ve ferdi hayırlar/gelişim meyveleri çıkararak, bu meyveleri tattırarak ve zorlukların arkasındaki mana ve hikmet tecellilerini nazarlara vererek şuurlu varlıkları kendilerinden öte bir manaya ve hakikate cezbeder.
  31. Toplumsal terbiye ve dönüşümde kritik eşiğe ulaşılana ve fıtri kanunların riayetinde asgari düzey tutturulana kadar terbiye edici musibetler farklı yoğunluklarda devam eder.
  32. Musibetler sadece akli aşırılıkları, yanlışları ve tedbirsizlikleri değil kalbi, hissi, ve isti’dadi bozuklukları  ve aşırılıkları da bütüncül bir yaklaşımla ta’dil eder. Kişi rasyonel çerçevede her şeyi doğru yapsa da diğer alanlardaki kusurlarının neticesine göre de muamele görebilir.
  33. Musibetler ve zorluklar kalbi, hissi ve akli melekeleri daha fazla kullanmaya zorlayarak, kişinin zamanında, tahayyülünde, hatıralarında ve tecrübelerinde genişlemeye vesile olur. Bu anlar daha ziyade yaşanmış olarak hatırda kalır.
  34. Umum halk bir grubun adaletsizliklerine karşı durmak yerine, fiilen, kalben veya iltihak ederek onlara destek verirlerse yine musibet umumileşir.
  35. Musibetlerin ortaya koyduğu zorluklar yoluyla, sürekli idrak ve şuurumuzun bir kaç adım ötesinde yeni hedeflere ve ufuklara uyanarak; doğrunun yanında durma,  irademizin hakkını verme, olduğumuzun bir adım ötesine gitme ve potansiyelimizin ortaya çıkması için gayret ortaya koyma gibi insani kemalatımızı inkişaf ettirecek durumlarla karşılaşırız. Her şey idrak ve kabiliyetimizin kavrama sınırı içinde olsaydı, yeni ufuklara açılamaz, gelişemez ve olduğumuz yerde kalırdık.
  36. Musibetler “ben-merkezli” bir varlık tasavvurundan ilahi irade, ilim ve hikmet merkezli bir varlık tasavvuruna doğru gelişim alıştırmalarıdır.
  37. Topluca sergilenen muhakeme zafiyeti, adalet tesisinin ihmali, büyük haksızlıklara göz yumulması gibi hususlar toplumları sosyal, ahlaki, fiziki ve siyasi musibetlere açık hale getirir.
  38. Tekeffül edilen sorumlulukları (namaz, oruç, hac, sadaka, hayr ü hasenat) yerine getirerek şahsi ve toplumsal manada gelişmenin yanında, karşımıza çıkan musibet ve engellere dayanma ve aşma gayreti de bir nevi ibadettir.
  39. Musibetleri kendi irade, rıza ve ihmalleri ile çağıran kimseler zihni, kalbi ve fiziki himmetlerden ve nazarlardan mahrumiyet yaşarlar.
  40. Musibetler, gaflet ve önceliklerin yanlış tayininde, kişiyi tekrar mana aramaya ve hiç kaybetmeyecek gibi tükettiği hayatı ve imkanları daha derinden hissederek yaşamaya sevk ederler.
  41. Musibetlere karşı tedbir ve çare aramak insana ait bir sorumluluktur. Sonu ölüm olsa da, teslimiyet musibetlere değil bunları bir hikmet ve kanun ile icra eden yaratıcının hüsn-i niyetinedir.
  42. Çaresi bulunan bir şeyde ihmal ve acziyet göstermek, çaresi bulunmayan bir şeyde ise ağlayıp sızlamak ve teessür göstermek hikmetli harekete münafidir.
  43. Musibetler belli kanunlar, hikmetler ve sebepler çerçevesinde oluşur ve bir iradenin ve ilm-i muhitin tezahürüdür; keyfi teşekkül ve tezahür eden, her an her yerden çıkabilecek bir Demokles kılıcı değildir.
  44. Musibetler, diğer fonksiyonlarının yanında, potansiyelleri ortaya çıkaran birer gelişim projeleridir. Bu projelerin en zor ve şümullü olanları sırasıyla potansiyel ve yetkinlik açısından en gelişmiş olan insanlara omuzlarına yüklenir.
  45. Nimetlerin ve dünyevi güzelliklerin bizatihi gaye haline getirilmesi, nihayetinde ayrılık kaçınılmaz olduğu için, kişide elemler oluşturur. Bunlar, ilahi sevgi, şefkat ve teveccühün tezahürü ve vesilesi olarak görüldüğünde ise, nimetin kendisi zeval bulsa da akılda kalan manası yine lezzet verir.
  46. Musibetlerden maddi yönü ile bizatihi korkmak ve endişe etmek, ‘biri gitse de diğeri rastgele beni bulacak’ beklentisiyle bitmeyen bir endişeye dönüşür. Musibetlerin ilim, hikmet ve irade sahibi bir güç tarafından belli sebepler tahtında var edildiğini düşünmek o ilim, hikmet ve iradeyi anlamaya teşvik eder.
  47. Musibetin zahirde görülen ve ilk göze çarpan sebebi ile tahkik neticesi elde edilecek ana sebebi/sebepleri farklı olabilir. Göze çarpan sebebi adaletsizlik, tahkik neticesi elde edilecek hakiki sebebi ise ayn-i adalet olabilir.
  48. Musibetin kısa zamanlı neticesi yada neticesizliği musibetin boyutu ile orantısız ve alakasız görülebilir. Uzun zamanlı ve çok boyutlu gözlemler ve neticeler daha külli ve isabetli sonuçlara ulaşmaya vesile olur.
  49. Musibetin izalesi ona sebep olan ihmal, hata, kasıt ve cehaletin izalesi ve tövbesi ile mümkündür. Bu izale ve tövbe her bir ihmal, hata, kasıt ve cehaletin kendi metodu ve gerekleri doğrultusunda izalesini gerektirir.
  50. Telafisi ve geri dönüşü mümkün olmayan musibetlerde geçmiş, hal, gelecek, fert, toplum, canlı-cansız varlıkların hepsini bir arada nazara alıp hüküm veren kaderin hikmetlerini anlamaya yönelmek, cüzi iradeyi külli iradeye teslim etmek ve onunla iş birliğine gitmek akıl ve ruh sağlığı açısından daha salim bir yoldur.
  51. Umumi musibetler farklı kişiler hakkında aynı anda birbirine zıt bir çok hükmü  icra vesilesi olabilirler. Aynı musibet biri için ceza, biri için mükafat, diğeri için ise teşvik olabilir. Yada aynı musibet bir kişinin bir sıfatı için teşvik, diğer bir sıfatı için tekdir, bir diğer sıfatı için de tekmil olabilir.
  52. Bir yerde yapılan hatanın ve ihmalin başka bir yerde farklı hayırlarla telafi edilmesi ilahi muameleye ve neticeye tesir eder.
  53. Vicdan rahatlığı ve suçtan azade olma, musibetlerin şiddeti, telakkisi, hissedilmesi ve tesirinin devamiyeti noktalarında anahtar bir rol oynar.
  54. Çetin şartlar ve musibetler toprak altında kalmış kabiliyetleri ortaya çıkarır; kendi kurtarıcılarını ve kahramanlarını doğurur.
Değerlendirin (5 / 1)

1
Yorum Yazınız

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
1 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Neşegül Çiftçi Recent comment authors
  Subscribe  
en yeni en eski en çok oy alan
Beni bilgilendir
Neşegül Çiftçi
Misafir
Neşegül Çiftçi
Değerlendirin :
     

İlginç bakış açıları getirmişsiniz. Tamam da bugün birine sabır boş durmak değildiri anlatmışken. Daha önce okusaymışım daha güzel olurdu. Ama 10 larca insanla paylaştım. Teşekkürler